Çotanak–28 Görele & Ünlüce Mahallesi Yeşilin Maviyle Buluştuğu Eşsiz Memleketim
ÜNLÜCE MAHALLESİ  
  ANA SAYFA
  KÖYÜMÜZÜN TARİHİ
  KÖYÜMÜZDEN HABERLER
  KÖY PİKNİĞİMİZ
  SİTEMİZDEN HABERLER
  İZ BIRAKANLAR
  KÖYÜMÜZÜN ASKERLERİ
  KÖYÜMÜZÜN CAMİLERİ
  DOĞUM VE VEFAT HABERLERİ
  KÖYDEN DÜĞÜN NİKAH HABERLERİ
  KÖYÜMÜZ & KÖYLÜLERİMİZ
  KÖYLÜLERİMİZİ TANIYALIM
  GURBETTEKİ KÖYLÜLERİMİZ
  YAŞANANLAR - HATIRALAR
  KÖYÜMÜZÜN YETİŞTİRDİKLERİ
  MEMLEKET ŞİİRLERİ
  GURBETTE BULUŞTURDUKLARIMIZ
  DESTEKLERİNİZİ BEKLİYORUZ
  SİTEMİZİN AMACI
  KÜNYE-ULAŞIM
  FORUM
  GALERİ
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  ANKETLER
  G Ö R E L E
  13 ŞUBAT
  GÖRELE KEMENÇESİ
  GÖRELELİ KEMENÇE ÜSTADLARI
  GÖRELE TÜRKÜLERİ
  GÖRELEDE YAPMADAN DÖNME
  GÖRELENİN TARİHİ
  FINDIK
  GÖRELE DONDURMASI
  GÖRELE KOZ HELVASI
  GÖRELE YEMEKLERİ
  GÖRELENİN ADI NEREDEN GELİYOR
  GÖRELE HABERLERİ
  GÖRELE PİDESİ
  GÖRELELİ ÜNLÜLER
  GÖRELESPOR
  GÖRELE YÖRESEL DİL
  İLETİŞİM FORMU
  FLASH ŞİİRLER - ŞİİR DİNLETİSİ
  OYUNLAR
  KLİPLER
  İL İL TÜRKİYE
  DOST VE AKRABA SİTELER
  OSMANLI PADİŞAHLARI
  BİLMECE
  İLAHİLER
  BANNER REKLAMLARI
  ÖDEV ARŞİVİ
  ŞİFALI BİTKİLER
  ONLINE KURANI KERİM
  BİLGİ YARIŞMASI
  SAYAÇ

YAŞANANLAR - HATIRALAR
KÖYÜMÜZ - KÖYLÜLERİMİZLE İLGİLİ YAŞANANLARI, ACI TATLI HATIRALARI, ANILARI PAYLAŞALIM. YENİ NESİLLERE AKTARALIM GEÇMİŞİMİZİN UNUTULMASINA İZİN VERMEYELİM. TÜM KÖYLÜLERİMİZİN KATILIMLARINI BEKLİYORUM...
Devge İlkokulu; Çocukluğumuzun en güzel yıllarının geçtiği, bizlerde acı tatlı bir sürü hatırası bulunan okulumuz. (Köyümüz çocuklarının yanı sıra çevre köylerden birçok kişinin de eğitimine vesile olmuş okulumuzun şu an ki harabe ve terk edilmiş halini görünce içim cız ediyor) Okul yıllarında bana boyumun uzunluğundan dolayı "UZUN MEHMET" (Taş kömürünü Türkiye'de ilk defa bulan kişi) kardeşim Ali’ ye çalışkanlığından dolayı “KILIÇ ALİ” yine kardeşim Ercan’ a gözünün renginden dolayı “ÇAKIR ERCAN” lakabı takmalarını, okul yıllarında hayatım boyu (İlkokuldan üniversiteye kadar) hep önüme bir problem olarak çıkan matematik dersine girmemek için Oktay AKHİSAR ile beraber Ali Hocanın odunlarını kesmeye gönüllü olduğumuzu, Rahmetli Babamın (Kazım ÖNER) yıllar boyunca yaz-kış, uzak-yakın demeden kim çağırdıysa ona enjektör (iğne-şırınga) yapmaya hiç itiraz etmeden ve karşılık beklemeden gittiğini, yine rahmetli pastacı Arif amcanın (Arif ÖNER)kendisine fındık toplamaya gittiğimiz zamanlarda gemilerde ve  pastane de geçen hayatını ve yaşadıklarını bir roman ve hikaye güzelliğinde o zamanlar da Radyo 1’ de yayınlanan ve meşhur olan arkası yarın gibi anlatmasını ve bizimde bunu merakla beklediğimizi hatırlıyorum. Bunlar aklıma ilk gelenler, devamını ve daha güzellerini sizlerden bekliyorum. 

Uğur Bilgi'den Bizim Ünlüce (Devge) ve Ünlücespor..
Tarih   : 04.06.2010

Ünlüce kendimi bileli hiç yeni tanığım bir yer olmadı. Hep tanış oldum Ünlüce ile. Çanakçı yolundan başka yolun olmadığı zamanlar daha dün gibi hatırımda. Dedeli altından ya Derekuşculu'dan Şevket amca yada Dedeli'den şöför Hasan'ın arabasında yer bulma, yoksa tabana kuvvet çarşıya gitme zamanları. Yolumuz bir, deremiz bir,çarşımız bir öyle bir bütünlük Ünlüce ile olan köklü ilişkilerimiz.
Ben bir hatıramı anlatmak istiyorum.Rahmetli Cıgıdo İsiin amca ( Hüseyin Cıkıt ) halen yüreğimde essiz,örnek bir insandır.O güzel insanın oğullarından Hikmet ise en eski Ünlüce'li arkadaşımdır.Ama İhsan Karakadıoğlu en gediklisidir,çünkü ilkokula uzanır Onunla tanışıklığımız.Lise son zamanlarımız idi.Hikmet askere gidiyordu,müthiş üzgündü,ağlıyordu hatta bizde çok üzülmüştük.O yıllarda bende Görelespor'da futbol oynuyordum,mahalli turnuvalarda da yetiştiğim Hendekbaşıspor futbolcusu idim.Bir önceki yılında şampiyonu olmuştuk.
Hikmet " Uğur'cuğum senden bir ricam olacak,ancak bu şekilde üzülmem,gözüm arkada kalmaz vb." diyerek. " Gelecek sezon Ünlücespor'da oynayacaksın ! " dedi. Benim için çok zordu bu,çünkü ben Hendekbaşında yetiştim beni spor camiasına Hendekbaşı sunmuştu.Hikmet ağır bastı,içim-kalbim mahallemde olmasına rağmen  " söz Hikmet oynayacam ! dedim.
 



Sonra sınıf ve sıra arkadaşım İhsan Karakadıoğlu çalışmalara başladık.Bir önceki sezondan kalan parçalı bordo mavi formalar vardı.Ama konç,şort bir dolu eksik vardı.Sonra Ünlüce'li arkadaş sayımız arttı.iyi bir ekip hazırlamamız gerekiyodu.Ama potansiyelde belli idi.Önceki turnuvadan deneyimi olan rahmetli Mehmet Haccak, ve kaleci İhsan,Halit ve Seyfullah vardı,birde amatör kümede oynayan acizane ben.İlk olarak Çavuşlu ile özel bir maç oynadık,arkadaşlarımızın bir kısmı ilk kez nizami sahada top oynuyordu.Çayda kendi aramızda top oynarken dikkat çeken bazı isimler vardı,
Hasbi,Mustafa,Haşim,Rahmi,Özer,Beytullah,Mustafa Nazlı gibi.Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa bu arkadaşlar hiç büyük sahada top oynamamıştı.Hepsinin takımda olmasını  arzu ettik.Özellikle Rahmi gelecek vaad ediyordu,benim için,O'na çok inanmıştım ve ilk özel maçtada bunu gösterdi zaten. Onun için çokta tartışmalarımız oldu arkadaşlarla, ama sonuçta Rahmi bizi mahçup etmedi.
Formamız yoktu !  sevgili İhsan ile o formanın renklerine şekline Görele lisesi 11.Ed.B sınıfının en arka sırasında karar verdik. İnanılmaz güçlüklerle formamız İstanbul'a sipariş edildi. Takim ilk maça çıkana kadar bu formaları sır gibi sakladık. Bizi herkes tipik avaraj takımı olarak görüyordu.Ç arşıda olduğum için konuşulan herşeyden haberim oluyor ama konuşmuyordum. Ancak iyi çalışan bir ekip olmuştuk. İlk maçımız Görele'nin acar topcularından olan 13 Şubat ile idi. Gerçekten iyide bir ekip idi. Ama bizde kimsede olmayan bir şey vardı  takım içinde emir komuta zinciri çok samimi işliyordu. Ben hariç bütün topcularımızda hep Ünlüce'li idi. Hiç aklıma dahi gelmez iken ilk turnuva maçında kaptanlık bandını bize abilik yapan Fazlı Çıkıt kendi eli ile koluma bağlamıştı. O gün bir sahaya çıkışımız var ki Görele seyircisi mavi beyaz forma ile çaprazlamasına sahaya çıkan  gençleri görünce şok olmuştu.İlk yarı sadece alan savunduk ve sonra kimsenin aklına dahi gelmecek şey oldu. Rahmi ve benim attığım gollerle 13 Şubatı 2-0 yendik. O takım sadece oynayanlarının  özverisi ile sahaya çıkmış Fazlı Cıkıt saha kenarında abilik yapmıştı bize. Birde ilk maçta Cıgıdoo Yaşar gol atanlara pirim vermişti Bunun dışında sahipsiz bir takım idik dersekte haksızlık etmiş olmam sanırım. Ancak köyde yaptığımız idmanlarda askeri eğitimlerinden bildiklerini aktarmakla Adnan abi bize idman vermişti. Yaşar Dobu abi ilk maçta saha kenarında taktiksel anlamda bilgiler vermişti. Herşeyi hatırlamak, helede ben gibi biri için çok mümkün değil geçirdiğim rahatsızlık nedeni ile. Ama şu vardı biz sahada yapacaklarımızı idmanlarda netleştiriyorduk zaten. Sonuçta o turnuvada biz 4.cü olduk. Daha doğrusu Bozcaailispor ile yaptığımız maçı 4-3 kaybettik. O maçtada bir talihsizliğimiz olmuş bir kaç arkadaşımız sahaya çıkamamıştı. Kaleci İhsan kayınbabasının kazası nedeni ile Görele'de değildi ki eğer o gün kalede o olsa idi bizim 3.cü olmamıza hiçbir güç mani olamazdı. O grubun en çok gol atan 2 ismi ben ve Rahmi olmuştuk


Sonuç olarak gelmek istediğim ise şu : O günün koşullarında kurulan bu takım, Görele'de ciddi bir ses getirdi ve Ünlüce Görelespor'a kimsenin veremediği kadar oyuncu verdi. Halit, İhsan, Mehmet, Rahmi, Seyfullah, Hasbi ve bir Rize Karması maçında bu arkadaşlarımın hepsi ile birlikte Görelespor forması giymeninde onurunu yaşadık. Biz bir takım olmuştuk. Zamanın tüm çekişmelerine, kutuplaşmalarına rağmen spor adına Ünlüce ortak paydasında buluşmuştuk. İşte bu temel ve ruh daha sonra benim askerde olduğum bir dönemde Ünlücespor'a  final oynatmış, çokta sahip çıkanı olmuştur takımın. Şimdi okumuşu yazmışı, aydını çok olan Ünlüce yeni bir  adım daha atıp gelecek kuşaklara, olumlu kavramları armağan edebilecektir. Dahası bu çok ciddi bir fırsattır ve değerlendirilmezse, gelecek kuşaklarda toplumsal kavramlara sahip çıkacak jenerasyonların olabilme ihtimali oldukça zordur..
Ben her ne kadar kayıtlarda bir Ünlüce'li değilsemde, köyümden farklı olmadı bende Ünlüce olmayacakta. Allah'dan bir mani gelmedikçe bu yaz kısmet olursa Ünlüce'yi eni konu çekmeye çalışıcam ve mütavazı bir belgesel hazırlıcam ve eğer Ünlüceli dostlar organize olurlarsa bir programımda da Ünlüce'yi ağırlamaktan onur duyacağım.
Kendimce önerim şudur bu birlikteliğe ön ayak olacak arkadaşlar yılmasınlar, konu tamamı ile iyi niyetle olacağı için. Aranızda olması muhtemel çürükleri ( bu her oluşumda olur normaldir) sizlerin samimi çalışmaları ayıklayacaktır. Şahsım olarakta her samimi oluşumunda yanınızda olmaktan şeref duyarım. Öncelikle başta kayınbabam Ali Kökboyun, arkadaşlarım Mehmet Haccak, Şenol  Çıkıt, Hüseyin Çıkıt amcam ve  bütün merhumlara rahmet dileklerimi ve saygılarımı sunuyor, gelecekteki ve şimdiki Ünlüce'lilere sağlık ve başarılar diliyorum.. 

NOT:Umarım o günlere dair eksik bıraktığım, yanlış hatırladığım birşey yoktur ki varsada mevzu bahis olanlar kusura kalmasınlar..

Anılarımla Ünlüce Mahallesi

Yazar : Beytullah GÜLŞEN
Tarih : 04.03.2010

Ben eski adı Devge şimdiki yeni adı Ünlüce Mahallesi olan yerde doğdum. Yazılarımı kaleme aldığımda hatıraların takvimleri belleğimde olan önce köyüm mahallem ve o güzel sevecen sevgi dolu insanlar geliyor aklıma. Sis dağının rüzgârları ile deniz rüzgârlarının uğuldayarak ağaçların yapraklarından çıkan hışıltılar ile beraber tahtadan yapılan pencere kapaklarının rüzgârın şiddetiyle çarparak çıkardığı sesler dedemin anneme gelin gel kahve yap içelim diyerek çağırmasını annemin kuzinenin içinden mangala aldığı közün üzerinde yapmış olduğu köpüklü kahve dedemin kahveyi yudumlarken bana anlattığı hikayeleri sanki daha dün gibiymiş hiç aklımdan çıkartamıyorum.
Benim şanslı yanım köyde doğmuş olmam ve doğayla iç içe yaşamam.Ben hep tek mutfaklı iki odalı ve akşam olunca gaz lambası ışığında mutluluğun huzur dolu olduğu evimizi, Annemin Babamın reşberlik yaptığı sabahları erken saatlerde kalktığımız ve güneşin çatal kayadan doğuşunu, yaprakların üzerine düşen çise damlacıklarını, gülün dalında cıvıl, cıvıl öten kuşun sesiyle uyandığım güzel günleri, Salı günü kurulan Salı pazarını köylerden kilometrelerce uzaklardan ve o yollardan aşarak sırtta taşınan sepetlerin gıcır, gıcır ses çıkartarak çitten çubuktan toplanan sebzelerin pazarda satılıp onunla şeker, tuz, un, somun ekmeği ve düğün helvası dediğimiz cevizli koz helvası alıp eksikler görülünce insanların birlik ve beraberlik içinde köyün yolunu tutup; biz çocuklar ise Salı akşamları onların yolunu büyük bir heyecanla bekleyerek hepimiz o güzel günleri dolu, dolu birçok anıları ile yaşadık. Bunun ötesinde yine güneşli günlerde kızılağaç yaprağından kavuk yapıp kafamıza taktık, yaban çileğini, orman mantarını toplayıp dizin dizdik, fındık topladık, akşam imecelerinde fındık soyduk. Köy düğünlerinde komşu gecelerine gittik bir birimizin yadımlarına koştuk, fırında közde boğul pişirdik yedik, orta çayda top oynadık değirmende un öğüttük, derelerde beraber yüzdük.


Ünlüce Mahallesi 1982

Fakat şimdi bunlar sadece yukarıdaki resimlerden de anlaşılacağı gibi hatırlarda kalan birçoğunun aramızda olmadığı ve onları hatırlamak, hatırlatmak için buraya sığdırmaya çalıştığım anılar. Üzerinden yıllar geçti her şey başkalaştı. Hepimiz bir birimize yabancılaştık sonrada bir birimize sorar olduk nerde ve niçin yanlış yaptık fakat hala bunun cevabını bulamadık bu yazılarımı okuyan tüm okuyucularıma 28 yıl önce çekilen bu fotoğrafa bakmalarını 28 yıl önce oradaki birlik beraberliğin ne kadar içten ve samimi olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedim.
Şimdi soruyorum;
Hepimiz o günleri özler olduk niye?
Yâda yeniden o günlere mi dönmek istiyoruz fakat cesaretimiz mi yok?
Öyle ise İyi bir sonuca ulaşa bilmek için bir birimizle daha sıcak ve yakın olmak zorundayız
Asla nerelerden nereye geldiğimizi unutmayalım. Unuttuklarımızı bir düşünelim. Kültürümüz adına düğünlerimizi, yardımlaşmalarımızı, hasta sökel olanın yalnız kalmadığı mutlu ve acı olan günlerde el ele oluşlarımızı, usluların bir dediğinin iki olmadığı o günler düşünelim.
Ünlüce Mahallesi kimseye yüklenmeden, kimseyi geri dönüp yargılamadan hepimizin sorumluluklarını alıp bir nebzede olsa el, ele vererek, beklentisiz Ünlüce mahallesini ünlüce yapacak işte biz olan o çocuklarını  bekliyor. Saygılarımla...

Şenol Çıkıt'lı Hatıralar (Uğur BİLGİ'den Alıntıdır)

Öncelikle kardeşimizin adına yapılan etkinlikte emeği olan herkese teşekkürle başlamak istiyorum. Vefa ne güzel bir duygu ! Daha mezarı başında iken dimağlarda organize edilen herşey aynende uygulanmış ve umulanda aşılmış fazla fazla. Bu Şenol'un ardında kalan 4 insan adına çok güzel bir dayanışma kutlarım. Zaten dostlukların asıl devam ettiği keşismelerden biridir bu tür zamanlar. Yaş ilerledikçede artık sıralı sırasız bu tür ayrılıklarda sıklaşıyor,hatıralar küllerinin arasında çıkıyor alevleniyor. "Bu gün sana yarın bana " misali.
Şenol'un evinin olduğu değirmen yanına bakıldığında  akla gelen ilk isimlerden biridir Şenol; Çıkıtoğlu Hüseyin amca, İmdat, Fazlı, İsmet abi, Hikmet, Recep. Değirmen yanı Devge'li olanların hatıralarının odak noktalarının başında gelir. Bir anlamda da toplanma, eyleşme duraklarından biridir. Lise dönemlerinde Şenol ile geçirdiğimiz zaman oldukça yoğun idi. Ben onlarda, o bizde gidip geldiğimiz olmuştur çokca. Özellikle bir fındık sezonu vardır Hüseyin amcalara ırgat olduğum o yaz hepsinden başkadır. Bir ramazan ayı idi bahçeden gelir, yemekler yenir belki harmanda iki topa vurur ve gün batmaya başladığında da  o hışır halimizle dere kenarında oturur muhabetler ederdik, kah kafa kafaya, kah eş dost bir arada. Kardeşi Fikret çok küçüktü,yanaklarını mıncıklar, takılırdım. Bir gece dere kenarında sohbetleşirken konu gene Fikret'ten açılmıştı. Sönmemeye inat eden birde ateşimiz vardı. Bir kütüğün etrafında cebelleşen çalılardan ibaret. Şenol ve kardeşleri öksüzdü. Anne göçüp gitmişti dünyalarından.
Fikret'in o takılmalarıma tepkisiz kalmasını buna bağlamıştı Şenol ve acısını da dışa vurmuıştu o gece. O gece sanki Çanakçı deresi kahır akıyordu ve o günden sonra fark ettimki kardeşlerinin hepsini zaten çok seviyordu ama Fikret'in gözüne başka bakıyordu. İlginç bir anımızı nakledeyim; Lisedeyiz, malum dönemler ve okulumuz karıştı ve Görele'den kaçmaktan başka seçeneğimizde yoktu ve kaçtık. Devge'ye yani Şenol'ların köyüne gittik bir gece vakti. Kimselere görünmeden yukarılarda bir eve sığındık. Gene bir arkadaşımızın evi idi. Ancak o mevsimde evde yaşayan yoktu. Bir arkadaşın eli incinmiş, benim belimde dibcik morluğu. Kül hışır evdeyiz. Ancak evde zerre kadar yutacak bir lokma dahi yok ve hepimiz kör kandil aç. Sabahın olmasını beklemek ilk karar idi. Yanımıza köyden arkadaşlarda geldi bizi yanlız bırakmamak için. Sohbet muhabbet herşey gayet iyi idi. Ama dışarı çıkamıyorduk. Korkumuz yerimizin belli olması idi. İşte o zaman Şenol kalktı:  " Ya kendi köyümde de aç mı kalıcam arkadaş ? "  ama saat gece yarısı, köyde ayakta insan olması ne mümkün, kaldıki kendi evine bile inemiyor Şenol yol kenarı olduğu için. İş döndü dolaştı ne yapalıma dayandı. Tavuk çalma fikri atıldı ortaya ama kimin tavuğunu çalacağımız konusunda hem fikir olamadık. Aslında her söylediğimzi lafa kahkahalar atıp gülüyorduk. Peki dedik   " çalalım bir tavuk ama bilahare parasını verelim "  köyde en çok tavuğu olduğunu düşündüğümüz ismin evine gece saat 02:00 sıraları inmeye başladık. Ev dere kenarında idi.Rahmetli Derviş amcanın evi. Ben,Şenol ve gene aramızdan yıllar önce göçen arkadaşımız Mehmet Haccak, göz gözü görmüyordu. Ben sadece Mehmet'in pantolonun paçasını içine attığı yün çorabı takip ediyordum, çorap nereye ben oraya. Bir ara Mehmet gaşdan aşaa düştü Şenol'la bende Mehmed'in üstüne.Sonunda dereye indik ve oradanda Derviş amcanın kümese ulaştık. Şenol kümese girdi ben arkasında Mehmed gözcü bi gıgırama oldu Şenol elime tavuğu verdi, ben  " Haydi tamam! "  dedim ama Şenol " iki tavuk parasıda veremicüg mi heri ? zaten açlıgdan gözüm döndü ! bunun parası benden   " ikinci gıgırama ve iki kucağımda birer  tane. Birden Mehmed bağırdı  " Uşak gaçın it  geliyuuuu !  "
Arkadaş mart ayı tam gızaan zamanı, meğer Derviş amcanın ikide iti varmış birde o ayda itlerin peşine taktıkları. O karanlıkta,o bahçelerde fındık üğümlerinin arasından nasıl koşuyoruz. İnsafsızlar elimden hayvanlardan birini olsun alanda yok. Bide sesleniyolar " sakın gaçuma, koş geliyuz ! "  biz bir saatte inemediğimiz dereden yukarı it korkusuna belki 10 dakkada yukarı eve çıktık. Kapıya dikildik, Şenol :
- Uğurcuum iyimisin ?
- iyim aga
-Ya gorktum it seni yakalarsa tavugları yir diye
Gülüştük ve içeri girdik kucağımızdakileri zafer kazanmış kumandan gibi içeri saldık. Anaa ! ne görelim iki tane horoz.  "Eee bunda ne var ? "  dedik bahtımıza horoz çıkmış, yapacak bişey yok, gel görki arkadaşlardan biri " Uşak öle ama adamın 40 gada tavuu,ikide foruzu var,bula bula hoonnarı mı buldunuz ?
Horozları uzun zaman kıyamama nedeni ile kesemedik. Mehmed en sonunda bu işi üstlendi, sonunda Dervişin 2 foruzu gazana girdi. Şenol ve ben ocaklığın yanında sızmışız. Uyandığımızda kemikten başka bişeyde göremedik.Ama çarşıdan sıcak somun gelmişti. Fakat kaçaklığımız yetmez gibi birde hırsızlığımız ortaya çıkmıştı. Hemde daha ertesi gün akşam olmadan. Meğer Mehmed tüyleri günah diye yakmamış, çuvala koyup obuza atmış. İftiraya uğrayan bir vatandaşta araştırınca bize rahatca ulaşmıştı. O günün sabahı Derviş amca tavukları yemleyecek  " geh bili bili geh bili bili " tavuklar var horuz yok. Bunu duyan bizim Şenol " çaresi yok aga artug Dervüş foruz alana gada keşigle zabahları biz ötecüg dere gıyısında ::)  "  Derviş amca çok kızmıştı bizlere ama hepimizi bağışladı ve bizlerde onun rızasını alacak bedeli ödemiştik. Şimdi hayali bile cihan değer dediğimiz olanca hatıralar çıkıyor karşımıza.En son Pendik'te çay ocağında gene bunun sohbetini yapmış ve " Ula şenol eve çıkdug baa "Ya gorktum it seni yakalarsa tavugları yir diye   " dedin aklımdan çıkmıyu dedim.
-Ya Uğurcum it delü değile, tavuk varken seni niye yisin ?  Dervüş eyiki ilenmedi belkide çarpulurduk böylede nükteleri olan biri idi. Yüreğindeki derin sancılarla göçtü gitti Şenol, bir emek yorgunu olarak. Daha evvelde yazmıştım,yüzüne baktım son bir kez camii avlusunda, yıllar film kareleri oldu gözlerimde kıvırcık saçlarında aklar, bıyıklarında kırlar, kan kırmızı yanaklarında morluk ve ışıl ışıl bakan, bakarken gülen gözleri yumulmuş derin bir uykuda.
Rahat uyuyun  kardeşlerim !  Nur içinde yatın inşallah ! budur size duam..

Arif KÜLAH' dan Gelen Hatıralar

Yıl 1966 Devge İlkokulunde okuyoruz. Henüz birinci sınıftayım. Şimdi kim olduğunu hatırlayamadığım bir arkadaşımızın kalemi kaybolmuştu. Benimle beraber o  yıllarda okula gidenler hatırlar. Arkadaşımız “Öğretmenim benim kalemimi çaldılar” dedi Öğretmenimiz Hamit TOK’ un tüm aramalarına ve kalemin bulunması için gözümüzü korkutmasına rağmen kalem ne bulundu  nede kimse ben aldım dedi. Buna çok sinirlenen Hamit TOK hocamız bizi sınıfa kilitledi ve gitti. Biz yatsı namazına kadar sınıfta kilitli kaldık. Hamit Hocanın hanımının kapımızı açmasıyla ancak  gece yarısı evlere gidebildik.

Yine  okul yılları okuldan dağıldık, aşağı devge uşağı olarak evlerimize gidiyoruz. Yolda sarıcalı (arı) yuvası gördük. Tabi bunu görüp de teğet geçmemiz mümkün mü? Haliyle sarıcalı yuvasını dağıttık ve arkamıza bakmadan kaçtık. Biz kaçtık ama arkamızdan öğretmenimiz İsmet BARUTÇU geliyormuş. Biz ne bilelim. ()Sarıcalı ona sarmış, her tarafını sokmuş. Sabah okula vardık ki; İsmet Hocanın kafası balon gibi şişmiş...Hey gidi günler...






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
Toplam 158282 ziyaretçi burdaydı!
HOŞ GELDİNİZ  
 

unlucedevge.tr.gg

BİRİNCİ TANIŞMA DAYANIŞMA KAYNAŞMA PİKNİĞİMİZE EMEĞİ GEÇEN VE İŞTİRAK EDEN TÜM KÖYLÜLERİMİZE ŞÜKRANLARIMIZI SUNUYORUZ

KÖY PİKNİĞİNDE BİR ARAYA GELDİĞİMİZ GİBİ KÖYÜMÜZLE İLGİLİ DİGER KONULARDA DA BİRLİK VE BERABERLİK GÖSTEREBİLMEYİ BİR ARAYA GELMEYİ ARZU EDİYORUZ ********** KÖYÜMÜZ VE HER KONUDA FİKİRLERİNİZİ VE PAYLAŞIMLARINIZI BEKLİYORUZ
********** unlucedevge.tr.gg

Coşkun ÖNER
Özer Salih ÖNER
Beytullah
GÜLŞEN
Şenol YILMAZ
Mehmet
HACIHASANOĞLU
Fahri TOK
Yakup Gülşen Yakup Gülşen
Feride ÇIKIT
ENGİN
Sizde Sitemizde
Yazar
Olabilirsiniz
 
 
 
Reklam  
   
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=